Yeni adres ve telefon bilgilerimiz:

Adres: Abide-i Hürriyet Caddesi,
Profesör Nurettin Mazhar Öktel Sokak,
Dilek Apartmanı, 1. kat, No: 19/1 34381
Mecidiyeköy - Şişli / İstanbul

Tel: 0212- 230 19 88

Bir psikoterapi sürecinde neler olabiliyor?
Neler beklenmemelidir?

Psikoterapiye başlama kararı, genelde bilinçli ve önceden düşünülmüş bir karardır ve hayatımızdaki her kritik adımımızı yeni bir aşama olarak değerlendirdiğimiz gibi; danışan da, psikoterapi sürecini onun hayatını olumlu yönde geliştirebilecek bir aşama olarak değerlendirme eğilimindedir. Bununla birlikte, danışan terapi odasına birçok beklenti (ve de umut) getirmektedir. Genellikle bu beklentiler, yeni bir durumun algılayışına uygun olarak idealize edilmiştir.

Danışan, psikologun onu acıdan tamamen kurtarmasını ister. Bu nedenle bazı insanlar psikologu kâhin veya sihirbaz olarak algılayıp, “Düşüncelerimi okuyabilir misiniz”, “Hayatımı değiştirin”, “Öyle bir şey yapın ki, çocuklarım benim sözümü dinlesin”, “Eşimin geri dönmesini nasıl sağlayabilirim, bir tavsiyede bulunun” vb. isteklerde bulunabilir.

Terapistin danışanın yerine kararlar vereceği ve tavsiyelerde bulunacağı ya da terapiden hızlı bir şekilde herhangi bir sonuç alınacağı yönünde beklentilere çok rastlanır; burada genellikle sorunlarla nasıl başa çıkacağını bilememesi nedeniyle danışanın yoğun kaygılarıyla ilişkili olan duygusal acıdan kaçınma isteği etkili olmaktadır.

Çoğu zaman, eğer psikolog danışanın yerine karar alma beklentisine uygun hareket etmiyorsa kırgınlık ve kızgınlık duygularının ortaya çıkmasına neden olabilir. Bazı danışanlar buna benzer durumlarda psikologun uzman olmadığını ima eden söylemler ve suçlayıcı tavırlar içinde olabilirler.

Danışan ayrıca, geçici süreliğine de olsa korku ve tehlike durumunun atlatılmasına yardımcı olabilecek, onun yerine karar almasa da sorunun çözümünü bulabilecek bir uzmanla karşılaşma beklentisinde olabilir.

Danışanın terapiye gelme sebebi olabilecek veya terapi süresince ortaya çıkabilecek kaygı ve korkular:

Suçlanacak olma olasılığı

Ailesi veya sosyal çevresi ile ilişkilerinde sorunlar yaşayan bir danışan yardım almak için başvurduğunda eleştirileceği kaygısını taşıyabilir. Birey, gerçekten de terapiste gelmeden önce böyle bir duyguyla dolup taşmış olabilir; ancak insanlar çoğu zaman öfkeli bir şekilde suçu çevresindekilerde görme eğilimindedir. Suçluluk duygusu, danışanın, hakkındaki önemli bilgilerini terapistiyle paylaşmamasına da yol açabilir ki, bu psikologların tercih edeceği bir seçenek değildir.

Cezalandırılacak olma olasılığı

Suçluluk duygusu ve maneviyat, cezalandırma korkusunu ortaya çıkarırlar. Bazen olabilecek bütün olumsuz sonuçlu olaylardan kendilerini sorumlu tutabilen ve günü geldiğinde mutlaka bu durumdan dolayı cezalandırılacaklarından emin olan, hatta bunun gerçekleşmesi için kimi durumlarda çevresindekileri provoke edebilen insanlara rastlanabilir.

Terk veya reddedilecek olma olasılığı

Danışan, terapistine kendisini açabilecek kadar güvenmeye başladığında oldukça kırılgan bir yapıya bürünebilir. Umutları yeşermeye başlar ve sorunlar çözülmeden terk edileceği endişesi onu sarar. Aynı zamanda danışan bazı durumlarda doğruyu söylemekten kaçınabilir; çünkü psikologun onu anlamayacağını, ona kırılacağını ve onunla çalışmak istemeyeceğini düşünebilir. Bu düşünce gerçeği yansıtmasa da, danışan bebeklik ve çocukluk dönemi özelliklerini de terapi ortamına getirebilir ve terapi odasında yaşananları bir psikoterapi çerçevesi sınırlılığı olarak değil, psikologun ona karşı olan şahsi tutumu olarak algıladığı için çalışmak istememe tepkisini ortaya koyabilir.

Burada danışan ile psikolog arasındaki ilişkinin sınırlarına değinmek gerekiyor.

  • Psikoterapi, haklı veya haksız belirleme çalışması değildir.
  • Psikoterapi sürecinde olumsuz olarak algıladığınız bir özelliğiniz için cezalandırılmazsınız.
  • Psikolog sizi terk ya da reddetmez. Bazı durumlarda sizi başka bir terapiste ya da uzmana yönlendirebilir; ancak bu seçenek, siz kendinizi hazır hissettiğinizde uygulanacak ve beraber alacağınız bir karar olacaktır.

Danışma ve terapi süreci bir sihirbazlık gösterisi değildir; ciddi bir çalışma gerektirir.

Psikoterapi sürecinin de aile sahibi olmak, çocuk yetiştirmek, para kazanabilmek gibi yoğun bir emek ve sabır gerektirdiği gerçeğini öğreneceğinizden ürkmeyiniz.

Terapi süreci, psikologun seans süresi dışında öncesi ve sonrasıyla görüşme analizini de içeren ve yoğun emek verdiği bir süreçtir.

Psikologun, danışanla birlikte sorunların üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek çok sayıda psikoterapötik teknikler ve yaklaşımlar mevcuttur ancak temeldeki mantık aynıdır:

Bir psikoterapi sürecinde danışan;

  • farkında olma ve anlamayı,
  • yansıtabilmeyi,
  • algılamayı,
  • duyma ve dinlemeyi,
  • orantılı tepki verebilmeyi,
  • engelleri görme ve üstesinden gelebilmeyi,
  • sorumluluk almayı,
  • ötekiyle birlikte hareket edebilmeyi öğrenir.

Danışma ve terapi sürecinde;
  • sizin adınıza hazır kararların alınacağını,
  • tavsiyelerde bulunulacağını,
  • her eyleminizin sürekli onaylanacağını,
  • bütün davranışlarınızda haklılık payı aranacağını,
  • size hep övgü veya teselli ile yaklaşılacağını,
  • sürecin her zaman eğlenceli olacağını beklemeyin.

Ayrıca seanslar süresince,
  • susabileceğiniz;
  • terapistin de susabileceği,
  • beğenmeyeceğiniz gerçeklerle yüzleşebileceğiniz;
  • bağırabileceğiniz;
  • öfkelenebileceğiniz;
  • ağlayabileceğiniz;
  • ortamı terk etmeyi isteyebileceğiniz;
  • terapistin söyleyeceklerinden hoşlanmayabileceğiniz de olasıdır.

Ayrıca bilmeniz ve ürkmemeniz gereken başka duygu ve düşünceler de yaşayabilirsiniz. Uygun olmadığını düşündüğünüz çok sayıda duygu ve düşünce aklınıza hücum edebilir. Bunlar olabilecek durumlardır ve bundan dolayı kimse sizi suçlamaz ve eleştirmez. Önemli olan değişmeyi gerçekten ve samimi olarak istemeniz ve bunun için çaba harcamanızdır.