26 Tem

Psikodrama

Tarihçe

1 Nisan 1921 tarihinde psikodramanın kurucusu Dr. Jakob Levi Moreno, Viyana Tiyatrosunda seyircilere “güne inat” isimli deneysel bir oyun takdim etti. Gösteri sırasında aktörler doğaçlama yaparak seyircileri de oyuna davet ediyorlardı. Her ne kadar gösteri oldukça başarısız olarak algılansa da 1 Nisan – [şaka günü] psikodrama akımının doğuşu olarak kabul ediliyor.

A.B.D’ye taşındıktan sonra Moreno, New York eyaletinin Beacon şehrinde, daha sonra psikodramanın geliştiği merkez olarak ünlenen Moreno Enstitüsünü kurdu. Beacon’deki merkezin açılış hikâyesi Moreno’yu filozof, doktor, psikolog ve sosyolog olması dışında bir mühendis olarak da tanımlıyor. Moreno, bir arkadaşıyla birlikte bildiğimiz kasetçaların prototipi olarak kabul edilebilecek bir cihaz tasarlayıp yapmış ve grup çalışmalarını ona kaydetmiştir. A.B.D’ye taşınınca ise, icadı için patent almış ve bu olaydan elde ettiği para ile de Beacon’deki merkezini açmıştır. Moreno’nun yayınladığı ve psikodrama, sosyometri ve grup psikoterapisi ile ilgili dergide F. Perls, E. Bern gibi birçok ünlü psikoterapistin makaleleri yayınlanmıştır.

Read More

12 Tem

Varoluşçu Psikoterapi

Varoluşçu psikoterapi (existential therapy) varoluşçu felsefe ve varoluşçu psikoloji akımlarından doğmuştur. Varoluşçu düşünce, insan iç dünyasının davranışlarına yansımasına değil; içinde bulunduğu dünyayı ve ilişkide bulunduğu insanları da hesaba katarak bizzat insanın yaşantısına odaklanır. (şimdi-ve-burada yaşantısı)

Varoluşçuluğun babası olarak, felsefe literatürüne modern anlamda varoluşçuluk kavramını [insan hayatının biricik ve benzersiz olması] kazandırmış olan Søren Kierkegaard (1813-1855) kabul edilmektedir. Kierkegaard insan hayatındaki dönüm noktalarına da dikkat çekmiştir. Bu kritik anlar sonrasında insan farklı bir hayat yaşama olanağı elde etmektedir.

Günümüzde varoluşçu terapi ya da varoluşçu analiz olarak ifade edilen bir çok psikoterapötik yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşımlara örnek olarak Medard Boss’un Dasein analizi, Viktor Frankl’ın logoterapisi, Alfred Längle’ın varoluşçu analizi sayılabilir.

Farklılıklara rağmen bu terapistlerden birçoğu aşk, ölüm, yalnızlık, özgürlük, sorumluluk, inanç gibi varoluşun aynı temel kavramlarına vurgu yapıyorlar. Varoluşçular için her hangi bir sınıflandırma yapmak, genel yorumlamada bulunmak kabul edilir değildir. Her bir insanla ilişki kurulurken sadece onun kendi hayatına odaklanarak ilerleme sağlamak mümkündür.

Varoluşçu yaklaşımlarda kullanılan terapötik yöntemler şöyle sıralanabilir: danışanın yaşam kesitinin benzersizliğini kavraması, “şimdi” sine ve geleceğine yaklaşımını belirlemesi, davranışlarının sonucu ile ilgili sorumluluğu üstlenerek eyleme geçebilme becerisinin geliştirilmesi vb. Varoluşçu terapist danışanın hayatı boyunca karşısına çıkabilecek fırsatlara olabildiğince açık olmasına, tercihini yapmasına ve seçimini hayata geçirmesine yardımcı olmaya çalışır.

İnsan karar verdiği kişi olabilme ve yaradılışı gereği, hayallerini aşarak ileri doğru emin bir adımla – bu adımın her zaman riskleri ve belirsizlikleri de beraberinde taşıdığını bilerek – kendi sınırları dışına çıkma potansiyeli vardır. Bu yönüyle her insanın varoluş biricik ve benzersizdir.