30 Ağu

Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi

Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi Leon Festinger tarafından 1957 yılında ortaya atılmıştır. Bu teori, insanın bilişsel yapılanmasında sıkça meydana gelen çelişkili durumların anlaşılması ile ilgilidir. Teorinin açıklama getirdiği çatışma tarifi herhangi bir grup içindeki iki ya da daha fazla kişi arasında değildir. Bu teori, tek bir insanda belirli bir olay, birey ya da grup davranışına tepkisi sırasında sıkça ortaya çıkan bilişsel çelişki durumunu anlama ve araştırma amacını taşımaktadır.

Teorinin ana hipotezleri:

Leon Festinger teorisi ile ilgili iki ana hipotez öne sürüyor. Bunlardan ilkine göre, bilişsel çelişki ortaya çıktığında birey tüm gücüyle iki ayrı şeması arasındaki uygunsuzluk derecesini azaltmak ve bilişsel uyumu sağlamak için uğraşacaktır. Bu davranışının sebebi, bu uyumsuzluğun kişide psikolojik olarak rahatsızlık hissi yaratmasıdır.

İkinci hipotez, ortaya çıkan rahatsızlık hissini azaltmaya çalışan bireyin bu tarz zorlandığı durumlardan kaçınmaya çalışacağını öne sürerek ilk hipotezi desteklemektedir.

Read More

12 Ağu

Gerçeklik Terapisi

(*) Bahçeşehir Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından basılan “Psikolojik Danışmanlıkta ve Psikoterapide Global Etkileşimin Önemi” sempozyumu bildiri özetleri kitapçığı’nın Ljubica Malinajdovska ve Rabeena Alli tarafından sunulan “Çocuk ve Ergenlerde Gerçeklik Terapisi” bölümünden kısaltılarak alıntılanmıştır. 

Gerçeklik terapisi, Amerikalı Psikiyatr William Glasser tarafından seçim teorisine dayanılarak geliştirilmiştir. Seçim teorisi, motivasyon kaynaklarımızın dışsal değil içsel olduğunu öne sürer. Davranış güdümüz, içsel düşüncelerle geliştirdiğimiz, bizim için önemli olan ve bizi mutlu eden fikirlerdir. Seçim teorisine göre, kaliteli dünya ile ilgili imgelerimiz, şeylerin nasıl olmasını istediğimize ilişkin kavrayışımız her insanda genetik olarak var olan temel ihtiyaçlarla bağlantılıdır. Temel ihtiyaçlar ise motivasyonumuzun bileşenlerine kaynaklık eder. Bu bileşenler:

  • diğerlerini sevme ve bağlanma,
  • kişisel güce ve yeterliliğe ulaşma sezisi;
  • özgürlük ve otonomiyle davranma;
  • eğlence ve keyif alma deneyimi,
  • hayatta kalma.

Read More

26 Tem

Psikodrama

Tarihçe

1 Nisan 1921 tarihinde psikodramanın kurucusu Dr. Jakob Levi Moreno, Viyana Tiyatrosunda seyircilere “güne inat” isimli deneysel bir oyun takdim etti. Gösteri sırasında aktörler doğaçlama yaparak seyircileri de oyuna davet ediyorlardı. Her ne kadar gösteri oldukça başarısız olarak algılansa da 1 Nisan – [şaka günü] psikodrama akımının doğuşu olarak kabul ediliyor.

A.B.D’ye taşındıktan sonra Moreno, New York eyaletinin Beacon şehrinde, daha sonra psikodramanın geliştiği merkez olarak ünlenen Moreno Enstitüsünü kurdu. Beacon’deki merkezin açılış hikâyesi Moreno’yu filozof, doktor, psikolog ve sosyolog olması dışında bir mühendis olarak da tanımlıyor. Moreno, bir arkadaşıyla birlikte bildiğimiz kasetçaların prototipi olarak kabul edilebilecek bir cihaz tasarlayıp yapmış ve grup çalışmalarını ona kaydetmiştir. A.B.D’ye taşınınca ise, icadı için patent almış ve bu olaydan elde ettiği para ile de Beacon’deki merkezini açmıştır. Moreno’nun yayınladığı ve psikodrama, sosyometri ve grup psikoterapisi ile ilgili dergide F. Perls, E. Bern gibi birçok ünlü psikoterapistin makaleleri yayınlanmıştır.

Read More

12 Tem

Varoluşçu Psikoterapi

Varoluşçu psikoterapi (existential therapy) varoluşçu felsefe ve varoluşçu psikoloji akımlarından doğmuştur. Varoluşçu düşünce, insan iç dünyasının davranışlarına yansımasına değil; içinde bulunduğu dünyayı ve ilişkide bulunduğu insanları da hesaba katarak bizzat insanın yaşantısına odaklanır. (şimdi-ve-burada yaşantısı)

Varoluşçuluğun babası olarak, felsefe literatürüne modern anlamda varoluşçuluk kavramını [insan hayatının biricik ve benzersiz olması] kazandırmış olan Søren Kierkegaard (1813-1855) kabul edilmektedir. Kierkegaard insan hayatındaki dönüm noktalarına da dikkat çekmiştir. Bu kritik anlar sonrasında insan farklı bir hayat yaşama olanağı elde etmektedir.

Günümüzde varoluşçu terapi ya da varoluşçu analiz olarak ifade edilen bir çok psikoterapötik yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşımlara örnek olarak Medard Boss’un Dasein analizi, Viktor Frankl’ın logoterapisi, Alfred Längle’ın varoluşçu analizi sayılabilir.

Farklılıklara rağmen bu terapistlerden birçoğu aşk, ölüm, yalnızlık, özgürlük, sorumluluk, inanç gibi varoluşun aynı temel kavramlarına vurgu yapıyorlar. Varoluşçular için her hangi bir sınıflandırma yapmak, genel yorumlamada bulunmak kabul edilir değildir. Her bir insanla ilişki kurulurken sadece onun kendi hayatına odaklanarak ilerleme sağlamak mümkündür.

Varoluşçu yaklaşımlarda kullanılan terapötik yöntemler şöyle sıralanabilir: danışanın yaşam kesitinin benzersizliğini kavraması, “şimdi” sine ve geleceğine yaklaşımını belirlemesi, davranışlarının sonucu ile ilgili sorumluluğu üstlenerek eyleme geçebilme becerisinin geliştirilmesi vb. Varoluşçu terapist danışanın hayatı boyunca karşısına çıkabilecek fırsatlara olabildiğince açık olmasına, tercihini yapmasına ve seçimini hayata geçirmesine yardımcı olmaya çalışır.

İnsan karar verdiği kişi olabilme ve yaradılışı gereği, hayallerini aşarak ileri doğru emin bir adımla – bu adımın her zaman riskleri ve belirsizlikleri de beraberinde taşıdığını bilerek – kendi sınırları dışına çıkma potansiyeli vardır. Bu yönüyle her insanın varoluş biricik ve benzersizdir.

22 Haz

Oyun Terapisi

Oyun terapisi; özel eğitimli oyun terapisti tarafından kullanılan ve oyun oynamanın terapötik etkisi ile çocuğun kişisel-duygusal gelişimini engelleyen psikolojik ve sosyal problemlerin çözülmesine yardımcı olunan bir psikoterapi türüdür.

Yöntemin etkili olabilmesi için çocuğun rahat ve özgür bir şekilde oyun oynayabilmesi gerekir. Terapistin kullandığı kuramsal çerçeveye göre; psikanalitik yönelimli, direktif olmayan, davranışçı, ekosistemik vb. oyun terapisi çeşitlerinden bahsedilebilir. Freud (Hans vakası, makara oyunu vb.), çocuğun oyun oynarken, daha önce bastırılanı oyun yoluyla geri getirdiğini belirtiyordu. Melanie Klein, 1920’li yıllarda ilk kez çocuk psikanalizinde oyuncak kullanmaya başlamıştır. Klein, çocuğun serbest oyun davranışını, serbest çağrışımın bilinçdışı malzemeye giden yolu ile analoji kurarak açıklamış ve ödipal problematik terminolojisi çerçevesinde yorumlamıştır.

17 Haz

Psikanalitik psikoterapiler

Psikanalitik psikoterapilerin temelleri, ruhsal süreçleri araştırma-tedavi etme teorisi ve yöntemi olan psikanalize dayanır. Genellikle haftada bir veya iki, yüzyüze yapılan bu terapilerde hastanın düşünceleri, duyguları, davranışları ve kişiliği, çocukluktan getirdiği bilinçli veya bilinçdışı yaşantıların yansıması olarak kabul edilir. Bu inceleme içinde serbest çağrışım yoluyla akla gelenler yanında rüyalar, fantaziler, dil sürçmeleri gibi bilinçdışının çeşitli tezahürleri araştırılır.

Tarihsel olarak bakıldığında, klasik psikanalitik yaklaşımda, ruh sağlığındaki bozulmaların göstergesi olan semptomların, biyolojik kökenli dürtülerin doyurulamaması ve iç çatışmalar nedeniyle ketlenmesi sonucu ortaya çıktığı varsayılır. Bu yaklaşımdan sonra ortaya çıkan ego psikolojisinde, kişinin ortalama çevreye sağladığı uyuma bakılır, bu uyumu sağlamak için kullandığı savunma mekanizmaları irdelenir. Üçüncü akım olan nesne ilişkileri modeline göre, kişi, ilk bakım verenden başlayarak gelişimi boyunca girdiği tüm ilişkiler açısından düşünülür. Son olarak kendilik psikolojisi ise kişinin kendisi için bir benlik kurma ihtiyacı ve çabası üzerinde durur.

04 Haz

Beden Terapisi

Beden-odaklı terapi – bedensel temas yoluyla hastanın sorunları ile çalışılmasına fırsat tanıyan terapötik mudahale çeşididir. Beden psikoterapisinin temellerini, Freud’un öğrencisi olan ancak daha sonra klasik psikanalizden uzaklaşarak beden üzerindeki etkilere yoğunlaşan Wilhelm Reich atmıştır. Reich’in çalışmalarını “rolfing”i ortaya atan İda Rolf, biodinamiği geliştiren Gerda Boyesen, psikosomatik tıbbın öncüllerinden Franz Alexander ve bioenerjitik analizin kurucularından Alexander Lowen devam ettirmişlerdir. Bu akıma göre, psikolojik sorunlar bedensel olarak da kendilerini belli ederler. Beden, kişinin ruhsal durumu hakkında bilgi verir. Bu terapi yönteminde bedensel çalışmalara konuşma da eşlik etmektedir.

15 May

Logo Terapi

Logo-terapi – varoluş anlamı analizine dayanan ve Avusturyalı Psikiyatr Victor Emil Frankl tarafından geliştirilen varoluşçu psikoterapi yöntemlerinden birisidir. Logo-terapi varsayımına göre, insan davranışı motivasyonunu dış dünyada var olan hayatın anlamını arayıp bulma gayretinden alıyor. Frankl’ın bu kuramda Nietzsche’nin “güç istemi” ve Freud’un “haz ilkesi” kavramlarına karşı öne sürdüğü önemli kavramlardan bir tanesi sadece insana özgü “anlam istemi” kavramıdır.

Logo-analiz, bireyin anlam ve değerlerine odaklı çalışmayı içeren logo-terapi yöntemlerinden biridir. Yöntem, danışanın hayatının detaylı irdelemesine olanak tanıyor. Atılan her adım sonrası sonuçlar terapist ile tartışılarak hayatı sanki dışarıdan izlermişçesine daha sık irdeleme alışkanlığının kazanılmasına yol açıyor. Tam bir logo-analiz süresi ortalama bir buçuk yıl devam etmektedir. Logo-analizde danışanla çalışırken izlenen iki temel yol – bilinçli bilgi alanının genişlemesi ve – sanatsal hayal gücünün pekiştirilmesidir.

Logo-analize göre:

– Şu an bilinmese bile her zaman bir cevap vardır.

– Bu cevaplar kendimizde gizlidir.

– Bu cevaplara ulaşmanın yolu; kendi hayatımıza derinlemesine bakabilmekten geçer.

02 May

Genel Sistemler Teorisi

Sistemler Kuramı

Sistemler Kuramı, (Genel Sistemler Teorisi) – sistem oluşturan nesnelerin bilimsel, mantıksal ve metodolojik yönden araştırılmasını içerir.

Bu teori çerçevesinde;

  • Çeşitli sistem çeşitlerinin;
  • Sistem davranışlarında ana ilkelerin ve neden-sonuç ilişkilerinin;
  • Sistemlerin işlevselliği ve gelişiminin incelenmesi ele alınıyor.

Genel sistemler teorisi, 1930-lu yılarda Ludwig von Bertalanffy tarafından ortaya atılmıştır. Sistemler teorisinin ana fikri sistemlerin fonksiyonelliğini yöneten kanunların izomorfizminin kabul edilmesine dayanıyor. Bertalanffy ayrıca açık sistemler (dış dünya ile sürekli madde ve enerji alış-verişinde bulunan sistemler) kavramını da ortaya atmış ve araştırmıştır.

20. asrın ikinci yarısında genel sistemler kuramının yapılandırılması için önerilen yeni yaklaşımların ana çizgisi ise, sistemik araştırmaların mantıksal-kavramsal ve matematiksel çerçevelerinin oluşturulması ile ilgili olmuştur.

29 Nis

Ekolojik Sistemler Kuramı

Ekolojik Sistemler Kuramı, Urie Bronfenbrenner’in “İnsan davranışının deneysel ekolojisi” isimli kitabında ortaya atılmış ve geliştirilmiştir. Urie Bronfenbrenner’e göre insan varoluşu büyük ölçüde içinde bulunduğu sistemler ve bu sistemlerin birbirleriyle etkileşme biçimi tarafından belirlenmektedir. Burada sistemden kastedilen, iletişim kuran ve birbirlerini etkileyen insan topluluklarıdır. Bir çocuğun doğduktan sonra dahil olduğu 1.halka mikro-sistemler olarak adlandırılıyor.

Bronfenbrenner, 2. halkada sistemler arası alan olan mezosistemleri tanımlıyor. Farklı sistemlerin etkileşiminde çeşitli kültürlerin karşılaşması nedeniyle genelde, problemin kökeninin farklı mikrosistemler arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı varsayılıyor. Örneğin, bir ailenin anne tarafından akrabalarla çatışma halinde olması; ailesinin, çocuğun mahalledeki arkadaşlarından hoşlanmaması gibi. Bu teoriye göre, mezosistemik alanda yer alanların çocuğun gelişimine büyük etkisi vardır.

Çocuğun kendisinin dahil olmadığı ancak gelişimine dolaylı olarak büyük etki eden 3. halka ekzo-sistemler olarak adlandırılır. Örneğin, çocuğun babasının iş yerinde ortaya çıkan bir sorun ve işten çıkarılma ihtimali, aile içinde olan biteni de etkiler ve bu yolla çocuğun hayatında önemli rol oynar. Eğitim sektörü sisteminde maaşların düşük olması öğretmenlerin çalışmasını ve dolaylı olarak çocuğun okuldaki durumunu da etkilemektedir.

Sistemler hiyerarşisindeki 4. halka makro-sistemler, toplumdaki genel-geçer değerler ve normları temsil eder.

 

eko-sistem

Daha sonra kurama 5. halka olarak kronosistemler eklenmiştir. Kronosistemler, bireyin yaşantısının zaman içerisinde diğer sistemlerin ekolojisinin gelişiminden etkilenmesini içeriyor.

Sonraki yıllarda multi-disipliner çalışmalarla geliştirilen kuram biyo-ekolojik olarak da anılmaktadır.