07 Tem

Tamamlanmamış işler

 

Yarım Kalan İşler, Yarım Kalan Hayatlar

Romanlar, filmler, şiirler… Sanırım hepsinin en çok beslendiği kaynaklardan biri tamamlanmamış işlerdir. Madem bir hikâyenin sürmesi, devam etmesi için bir gerilime ihtiyaç var, bunu tamamlanmamış işlerden daha iyi yapacak şey azdır herhalde… Hikâye geçmişte karşılanmamış bir ihtiyaçtan doğar, bir meselesi vardır kişinin, bir türlü tamamlayamaz, peşinden gider, tamamlamaya çalışır. Filmi izlerken veya romanı okurken sorundan kaçıyormuş gibi görünür bize karakter. Anlayamayız; sevilmek istediği halde neden kötü davrandığını veya terk edilmekten korkarken sevgilisi onu terk etsin diye çabaladığını… Sanki unutmuş gibidir kahraman asıl meselesini. Kızarız ona, saçma buluruz karakteri. Aynı davranışı sürekli tekrarlar. İşe yaramıyordur, ama bildiği de budur. Tıkanmış gibidir hayatı… Tatsız, sıkıcı, donuk, canlılıktan uzak… Sürekli çok sıkıldığını söyler… Sonra bir gün bir şey olur… Tamamlayamadığı meselesi bir yerde yine karşısına çıkar, kişi bununla yüzleşir, o noktada hatırlar… Acı çeker, unutmak ister, kaygılanır. Sonra anlatır, anlatır… Hatırladıkça anlatır, anlattıkça hatırlar. Yaşamı can kazanır sonrasında, nefes alır, berraklaşır… Çünkü tamamlanmamış işlerimiz aslında aynı zamanda karşılayamadığımız ihtiyaçlarımızdır…

 

İhtiyaçlarımızı Neden Karşılayamayız?

Fritz Perls, kişilerin ihtiyaçlarını fark edebileceklerini, kendileri ve dış dünya arasında temas sınırında uyum gösterebileceklerini, gerektiğinde kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere çevreden geri çekilebileceklerini, kendi ihtiyaçları ve çevreden gelen talepler arasında dengeyi sağlayabileceğini belirtmiştir. Her ihtiyaç karşılandığında karşılanan ihtiyaç geriye çekilir, yerine yeni bir ihtiyaç doğar. Döngünün tamamlanması doğal olandır, kişi bunu ayarlama gücüne sahiptir. Kişi ihtiyacına göre temas eder, doyum sağlar ve geri çekilir. Tabi bu ideal olandır; bunu gerçekleştirmek her zaman kolay olmamaktadır. İhtiyaçların karşılanmasının önünde bazı engeller vardır. Bunlar, ihtiyaçların yargılanması, ihtiyaçların sıralanamaması, başlanmamış işlerle ilgili olarak yaşanan kaygı, tamamlanmamış işler, çevresel alternatiflerin kullanılamaması ve kendi ihtiyaçlarının sorumluluğunu üstlenememedir. Bu yazıda ihtiyaçların karşılanmasının önünde büyük engel oluşturduğunu düşündüğüm ilk iki konu ele alınmıştır: İhtiyaçların yargılanması ve tamamlanmamış işler…

 

İhtiyaçların yargılanması

Bir ihtiyacın fark edilmemesinde en önemli etken onun bir ihtiyaç olarak kabul edilmemesi, ihtiyacın yargılanarak gereksiz, saçma, uygunsuz görülmesidir. Bir ihtiyacın kabul edilmemesindeki en önemli sebep ise içe alınan katı değer yargılarıdır.

Kendi değerlerimizden yola çıkarak diğer insanların ihtiyaçlarını yargılamak, sanki kendimizi yargılamanın da kapısını aralıyor gibi. Diğer insanları yargıladığımız sürece kendimizi de yargılıyoruz; bu iki süreç hep paralel gidiyor. Ve tersi de geçerli… Diğerlerinin ihtiyaçlarını yargıladığımızda aslında kendi hapishanemizi de oluşturuyoruz. Tüm o yargı cümlelerinin arasına sıkıştırıyoruz kendimizi; ihtiyaçlar bizim olmaktan çıkıyor, en derinlere gömüyoruz asıl istediklerimizi. Bunda tabii ki katı değer yargılarımızın çok büyük payı var: ‘Benim bedensel ihtiyaçlarım olmamalı’, ‘benim gibi bir insan nasıl böyle bir şey ister?’, ‘kimseye muhtaç olmamalıyım, o halde ne kadar az ihtiyacım olursa o kadar başarılı olurum’, ‘Çok şeye ihtiyaç duyulması şımarıklıktır, hiçbir şeyi olmayan bir sürü insan var’, ‘Çok para harcamamalıyım, lüks şeyler almamalıyım, lüks yerlere gitmemeliyim’, ‘kimseden bir şey istenmez’, ‘Kendim için bir şeyler talep etmek bencilliktir, “Sadece kendini düşünme’ gibi yüzlerce katı değer yargımız var ve bunlar ihtiyaçlarımızın ne olduğunu bulmamızın önünde kalın duvarlar oluşturuyor. Kendimizi ifade etme ihtiyacı, sadece kendimiz için bir şeyler isteme ihtiyacı, her zaman rasyonel olmama ihtiyacı, ağlama ihtiyacı, şımarma ihtiyacı, bazen dürtüsel davranma ihtiyacı, öfkelenme ve bağırma ihtiyacı, bazen bencil olma ihtiyacı gibi pek çok ihtiyacımız kendimizi yargılamamız sebebiyle engellediğimiz ihtiyaçlar listesinde yerini alır.

İhtiyaçların yargılanmasına sebep olan durumlardan biri de kişinin ihtiyaçları ile çevrenin ihtiyaçlarının birbirine uygunluk göstermemesi halleridir. Fritz Perls, ihtiyaçlarını karşılamakta tıkanma yaşayan kişilerin ait olduğu sosyal çevreyi büyük ve önemli olarak nitelendirirken, kendisini küçük ve önemsiz gördüğünü belirtir. Kişinin ve çevrenin ihtiyaçlarının örtüşmemesi halinde, bu kişinin hangi ihtiyacın daha öne çıktığını ayırt edemeyeceğini, bu durumda kararsızlık yaşaması halinde veya verdiği karardan tatmin olmadığı halde kişinin iyi bir temas kuramayacağını belirtir. Perls ve arkadaşları kişinin ihtiyaçlarından çevresindeki kişilerin ve toplumun değer yargıları nedeniyle vazgeçmesinin kişinin yaşam isteğinde ve enerjisinde çok önemli düşüşe yol açacağına işaret ederler.

 

Tamamlanmamış işler

Yarım bırakılan bir elma veya yarım bırakılan bir kitap gibi bir şey midir? Nedir bu tamamlanmamış işler? Tamamlanmamış iş kavramı kişinin ihtiyacını tatminkâr bir şekilde karşılayamaması demektir. İnsanlar bütünlük ve tamamlanmışlığa ihtiyaç duyar, daha önce tamamlayamadığı duygu ve ihtiyaçlarını tamamlama eğilimi gösterir. Bunları tamamlayana kadar da unutmaz, tekrar tekrar tamamlanmamış işe döner. Hepimizin vardır böyle meseleleri: Anne babamıza geçmişte söyleyemediğimiz nefret, sevgi, suçluluk cümleleri; geçmişte yaptığımız, pişmanlık duyduğumuz bir davranış; eksik kalmış bir iş; tutulmamış bir yas…

Geştalt yaklaşımına göre, tamamlanmamış iş ‘karşılanmamış ihtiyaçlar’ olabileceği gibi ‘karşılanmamış duygular’ da olabilir. Tamamlanmamış işin bir duygu olması halinde geçmişte halledilememiş bir duygu veya deneyim vardır. Kişi geçmişte yaşadığı olaylardan kaynaklanmış olan umutsuzluk, öfke, acı, nefret, yas gibi duygularını yakınlarına ifade edememiştir. Perls, tamamlanmamış iş olarak en sık karşılaşılan duygunun kin ve küskünlük olduğunu belirtir. Hepimizin insan olarak kin duyduğu veya küskün olduğu birileri vardır…

Tamamlanmamış iş özellikle geçmişte yaşanan travmatik veya zor durumların kişi için tatmin edici bir sonuca ulaşmadan veya geştalt tabiriyle ‘kapanış’ gerçekleşmeden yaşandığı durumlardır. Sağlıklı durumlarda bir ihtiyaç veya şekil belirir, enerji harekete geçirilir, temas sağlanır ve geştalt kapatılır. Temas döngüsünü tamamlamak ve geri çekilmek doğal ve zorunlu olandır. Sağlıklı kişi ilgisini çeken durum ile mümkün olan en fazla teması yaşar, sonrasında tatmin olur ve geri çekilir. Kişi, ihtiyaçlarını ne kadar kolay, kısa sürede ve tatminkâr bir biçimde karşılarsa o kadar rahat ve huzurlu olur. Ancak, kişi yeterli kaynaklara sahip değilse veya durumla baş etmesini sağlayacak gerekli desteği yoksa ya geştalt tamamlanmak üzere açık kalır ya da uygun olmayan biçimde kapatılır.

İhtiyaçlarımıza nasıl sağır ve kör olabileceğimize değinelim biraz da… Bir çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmasının ne kadar önemli olduğunu tahmin edebiliriz. İhtiyaçları yeterince karşılanmayan ve yeterli bir donanıma sahip olmayan küçük bir çocuk, çocukluk döneminde karşılaştığı travmatik ve zor yaşantıların yol açtığı yoğun duygularla sağlıklı bir şekilde başa çıkamaz. Bu duygulardan kurtulmak için duygulara yol açan ihtiyaçlarını karşılamaktan vazgeçer. Başka bir deyişle, ihtiyacını karşılamak üzere oluşturduğu geştaltı yaşadığı olumsuz duygular sebebiyle tatminkâr bir şekilde tamamlayamadığı için ‘erken’ ve ‘uygun olmayan’ biçimde kapatır. Buna geştaltın sabitleşmesi denir.

Bunu bir örnekle açıklayabiliriz: Ahmet anne babasını erken yaşta kaybetmesiyle birlikte, dedesinden teselli edilmeyi beklemiştir. Dedesinin her ziyaretinde ona gitmemesi için yalvarmış, ona sarılmış, ağlamış ancak hiçbir seferinde ilgi talebine bir cevap alamamıştır. İlgi ihtiyacı her seferinde reddedildiğinde ve bu devam ettiğinde, bir süre sonra dedesinden destek görmek konusunda umudunu yitirmiş ve vazgeçmiştir. Bunun üzerine üzüldüğünde ağlamak ve diğer insanlardan teselli beklemek, onlardan destek görmek ihtiyacını öldürmüş, yani bir başka deyişle sabitlemiştir. Bu örnekte Ahmet bir yetişkin olduğunda üzülmek yerine diğer insanları küçümsemek, sürekli eleştirmek veya insanlara kaba davranmak davranışlarından birini sabit geştalt haline getirmiş olabilir. İlgi, sevgi ve onay ihtiyacını karşılayamamış olan Ahmet daha fazla acı çekmemek için isteğini engelleyip, hiç ihtiyacı olmayan bir davranış benimsemiştir. Ancak acıdan kurtulmak için seçtiği diğer yol da onu acıdan kurtarmayacaktır.

Tamamlanmamış ihtiyacı sabitleşmiş olan kişi, artık çevresi değişmiş olsa dahi çocukken verdiği tepkilerin aynısını yetişkin olduğunda da vermeye devam eder. İnkâr edilen ihtiyaçla ilgili tema tekrar tekrar yaşanır, kişi bilinçdışı olarak kendisini sürekli aynı tema ile ilgili durumların içinde bulur. Verdiğimiz örnekte Ahmet, asıl ihtiyacı ilgi ve sevgi iken, bunu unutmuş gibi yaşayabilir; sevgiye onca ihtiyacı varken, insanların kendisini sevmemesi için elinden geleni yapar gibi görünür. Kaba ve eleştirel olabilir, insanları küçümseyebilir… Geçmişte sevilmediği için sevilmez olduğu inancını geliştirmiştir bir kere. Farkında olmaksızın alanını bu inancını gerçekleştirmek üzere şekillendirir. Kendisine yapılan iltifatları kabul edemez çünkü gerçek olmadıklarını düşünür veya diğer insanlara sevilmeyeceğine emin olacak şekilde davranır veya kendisini seven insanların kendisi hakkında olumsuz düşünmelerine sebep olacak şekilde davranabilir. Bildiği budur, bu davranışlar geçmişte kendisini korumak için bulduğu yollardır. Sevilmeye deli gibi ihtiyacı vardır, ancak ihtiyacını inkâr ettiğinden acı çekmemek adına geçmişte öğrendiği tepkilerle yaşamını sürdürür. Tabi asla tatmin olmaz…

Tüm bunları yazdığımda, hepimizin orijinal ihtiyaçlarımızdan uzaklaşmamızın hem ne kadar kolay bir o kadar da zor olabileceğini fark ettim. Acıdan kurtulmak için geçmişte bulduğumuz yollar asıl ihtiyacımızın ne olduğunu, hatta kim olduğumuzu unutturacak boyutlara varabilir. Hayatımızı tıkanmış gibi hissediyorsak, canımız çok sıkılıyorsa, ‘içimde yumruk gibi bir şeyler’ var diyorsak, ‘hayatımda hiçbir şey olmuyor, her şey aynı, tat almıyorum’ cümlelerini çok sık kullanıyorsak, hepimiz kendimize şu soruyu sormakla başlayabiliriz: Asıl ihtiyacım olan şey ne? Kolay mıdır bu sorunun cevabı? Hiç değil… Ancak sormak ve düşünmek güzel bir başlangıç olabilir.

 

Klinik Psikolog Pınar UÇAR

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Daş, C. (2010). Bütünleşmek ve Büyümek: Gestalt Terapi Yaklaşımı. Ankara: HYB Yayıncılık.
  • Joyce, P., Sills, C. (2003). Skills in Gestalt Counselling & Psychotherapy. London: Sage Publications.
  • Clarkson, P., Mackewn, J. (1993). Fritz Perls. London: Sage Publications.